HIV Nedir?
Human Immunodeficieny Virus (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü)
kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılmış HIV virüs, bağışıklık
sisteminin içine yerleşerek, bireyin bağışıklık sistemini zayıflatan bir
virüstür.
HIV Pozitiflik
Nedir?
Kanında HIV virüsü bulunan kişilere
HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan
seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.
AIDS Nedir?
AIDS bulaşıcı bir virus hastalığıdır. Mikrobu HIV (hiv) adı
verilen virüstür. HIV girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini
sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. Direnci azalan vücutta,
HIV'in etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplar da hastalıklara neden olurlar.
AIDS'in Belirtileri
HIV bulaştıktan
sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut
direncine göre, 3-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar.
HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine
yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun
sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar.
*Belirli bir neden bağlı
olmaksızın haftalarca süren derin bitkinlik,
*2 ay içerisinde beklenmedik
%10 dan fazla kilo kaybı,
*Birkaç haftadan fazla süren
sebebi açıklanamayan ateş,titreme ve gece terlemeleri
*İlk bakışta çürüğe
benzeyen,ancak kaybolmayan,ağrısız,vücudun her yerinde bulunabilen
düzgün,sert ve gittikçe büyüyen pembe-kızıl renkli lekeler,
*Belirgin bir sebebi olmayan
ve iki haftadan uzun süren koltuk altı ve boyun lenf bezlerinde şişlik,
*Solunum güçlüğü ve kuru
öksürük,
*Ağızda devamlı beyaz
lekeler bulunması,uçuklar,
*Kronik diyare
•AIDS
HASTALIĞININ SEYRİ
Hastalık kendini 3 evrede gösterir.
1.Akut enfeksiyon
2.Asemptomatik evre
3.Klinik evre
AKUT ENFEKSİYON
Virusle ilk temas edildiği zaman dikkate değer bir belirti
olmayabilir.Bazı vakalarda ateş ,halsizlik ve deride kızarıklarla seyreden
bir hastalık hali görülebilir.Böyle klinik belirtiler ortaya çıktığında
kanda HIV antikorları saptanabilir.Bu dönem birkaç haftadan 2-3 aya kadar
uzayabilir.
ASEMPTOMATİK EVRE
Virüsü aldıktan
sonra,hastalık belirtilerinin ortaya çıkışına kadar olan dönemdir.Bu sessiz
dönem kişilerin direncine, bulaşma yoluna ve diğer bazı faktörlere bağlı
olarak
değişmektedir. Ancak,aylarca
veya yıllarca sürebilmekte ve bu dönemde kişide hastalık belirtileri olmasa
da bulaştırıcılık devam etmektedir.Bazı kişilerde lenf nodüllerinde genel
büyüme görülebilir.
KLİNİK EVRE
AIDS’in klinik tablosu
hayatı tehdit eden fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler olarak
tanımlanabilir.Bu döneme geçiş için tahmin edilen süre değişmekle birlikte,HIV
seropozitif olanların %50 sinin 10 yıl içerisinde AIDS klinik bulgularını
göstermesi beklenmektedir.Bir kez klinik bulgular ortaya çıktığında ölüm
kaçınılmazdır.
AIDS tanısından sonra
gelişmiş ülkelerde hastaların yaklaşık;
%50’si ---18
ay
%8’i
---36 ay içerisinde ölmektedir.
AIDS vakalarında immun sistemin harabiyeti sonucu bazı
hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkları 3 grupta toplayabiliriz.
A.FIRSATÇI ENFEKSİYONLAR
B.DİĞER HASTALIKLAR
C.EKSİK BİLGİ İLE TANIMLANAN
HASTALIKLAR
FIRSATÇI ENFEKSİYONLAR
1-13 Yaş altında multipl
yada tekrarlayan bakteriyal enfeksiyonlar
2-Bronş,trakea yada akciğer
candidiazisi
3-Özofagial candiazis
4-Ektrapulmoner yada kontrol
edilemeyen cryptococcosis
5-Ektrapulmoner
cryptococcosis
6-Bir aydan fazla süren
diyare ile seyreden cryptosporoidiosis
7-Bir aylıktan büyük
bebeklerde Sitomegalavirüs enfeksiyonu (karaciğer,dalak ve lenf nodlarından
başka)
8-Sitomegalovirüs retiniti
(görme kaybı ile birlikte)
9-Bir aylıktan büyük
bebeklerde Herpes Simplex enfeksiyonu,kronik ülserler (bir aydan fazla
süren),yada Bronşit,Pnömoni yada özafajit
10-Ekstrapulmoner yada
kontrol edilemeyen histoplazmozis
11-Bir aydan fazla süren
diyare ile seyreden isosporiasis
12Ekstrapulmoner yada
kontrol edilemeyen M.avium complex yada M.kansasii
13-Yetişkinlerde ve 13 yaşın
üstündeki adölesanlarda M.tüberkülosis
14-Ekstrapulmoner
M.tüberkülosis
15-Ekstrapulmoner,kontrol
edilemeyen,tanımlanamayan yada diğer Mycobacterium türleri
16-Pnömosistis carinii
pnömonisi
17-Tekrarlayıcı pnömoni
18-İlerleyici Multifokal
lökodistrofi
19-Tekrarlayıcı salmonella
septisemisi (non-tifoid tip)
20-Bir aylıktan büyük
bebeklerde beyinde toksoplazma enfeksiyonu
DİĞER HASTALIKLAR
1-İnvaziv servikal kanser
2-HIV’a bağlı ensefalopati
3-Kaposi sarkomu
4-Onüç yaşın altındaki çocuklarda limfoid intestisiyel pnömoni
5-Burkitt lenfoma
6-İmmünoblastik lenfoma
7-Beyinde primer lenfoma
8-HIV tükenme sendromu
EKSİK BİLGİ İLE TANIMLANAN
HASTALIKLAR
(sadece detaylı bilgiye
ulaşılamadığında kullanılır)
1-Tanımlanmamış fırsatçı
enfeksiyonlar
2-Tanımlanmamış lenfoma
HIV'in BULAŞMA ve
KORUNMA YOLLARI
HİV virüsü Cinsel ilişki, kan ve
anneden bebeğine olmak üzere üç yolla bulaşır.
Korunmasız cinsel
ilişki ile bulaşır.
Tüm bulaşmaların %80-85'i bu yolla
olmaktadır. HIV kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina
salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında vagina, penis, anüs mukozası
veya ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek; erkekten
kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir.
AIDS'ten başka cinsel ilişki ile bulaşan en önemli hastalıklar; bel
soğukluğu (gonore), frengi (sifiliz) ve bulaşıcı sarılık (viral hepatit)dir.
CİNSEL İLİŞKİ İLE
BULAŞMANIN ÖNLENMESİ
Günümüzde HIV enfeksiyonunun Dünyadaki yayılımında bir numaralı
bulaşma yolu cinsel ilişkidir.Bu yolla bulaşların engellenmesinde tek çözüm,
eğitim kanalıyla herkese “Güvenli Cinsel Davranışlar” ın benimsetilmesidir.
Enfekte kişiler,duyarlı kişilerle vajinal,anal veya oral ilişkiye girmez
yada ilişki sırasında virüs geçişini engelleyecek bariyer teknikler
kullanırsa,cinsel yolla bulaşma engellenebilir.Dünya Sağlık Örgütü’nün
tanımladığı “Güvenli Cinsel Davranışlar” şunlardır:
1-Cinsel
Perhiz:Hiç cinsel ilişkide
bulunulmamasıdır.Cinsel ilişkiden kaçınanlar için HIV’ın bu yolla bulaşma
riski yoktur.
2-Karşılıklı tek
eşlilik:Enfekte olmamış kişilerin,sadakat
içinde birlikte olmalarıdır.Her iki partnerde enfeksiyonu almamışlarsa
karşılıklı tek eşliliğe uymaları halinde risk yoktur.
3-Korunmalı cinsel ilişki:Bu terim,eşler
arasında kan,meni ve vajina salgısı alışverişinin olmadığı cinsel
aktivitelerin işaret eder.Kucaklama,okşama,sarılma, zedeleyici olmayan
öpüşmeler bunlar arasında sayılabilir.Diğer bir yol ise,cinsel ilişkilerde
rutin olarak
KONDOM
kullanılmasıdır.Kondom,enfeksiyon ajanlarına karşı etkili bir bariyer
oluşturduğundan,korunmada kuvvetle önerilen bir yöntemdir.Korunmalı cinsel
ilişki ile HIV bulaşma riski minimuma indirilebilir.
Yukarıda sayılan davranışlara ek olarak,bulaşma riskini azaltmak
için cinsel partnerlerin sayısının sınırlanması,iyi tanınmayan kişilerin
partner olarak seçilmemesi,yüksek riskli gruplar olarak tanımlanan;hayatını
fuhuşla kazananlarla, eş cinsellerle,IV uyuşturucu bağımlıları ile
korunmasız cinsel ilişkiye girilmemesi önerilmektedir.
Kan ile bulaşır.
Tüm bulaşmaların %10-15'i bu
yolla olmaktadır. AIDS hastasının ve taşıyıcısının kanında HIV bulunur.
HIV'li kanla bulaşma çeşitli şekilde olur:
- Kontrolsüz kan nakli ile bulaşır.
- Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş; şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş
hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğneleri, jilet, makas gibi
tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilir.
- HIV'li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamaların veya adet
kanının penise, vajinaya ve ağıza teması ile bulaşma olabilir.
- Damar içi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve
uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olabilir.
- HIV'li organ, doku ve sperm nakli ile de bulaşma olasılığı vardır.
KAN YOLUYLA BULAŞMANIN
ÖNLENMESİ
Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi için öncelikle tüm kan ve kan
ürünleriyle organ,doku,sperm vs.veren donörlerin uygun serolojik yöntemlerle
taranması gerekir.HIV ile enfekte bulunan ve kontrolu yapılmamış kan ve kan
ürünleri hiçbir şekilde kullanılmaz.Bu tedbirler hükümet tarafından
alınmıştır. Ancak kan yolu ile bulaşmanın tamamen önlenebilmesi için,kontamine
iğne,şırınga ve kesici aletlerle bulaşlarında önlenmesi gerekir.
Tıbbi uygulamalarda mümkün olduğunca tek kullanımlık (disposible)
iğne,şırınga ve malzeme kullanılmalı yada bunlar sterilize ve ya dezenfekte
edilmeden kullanılmamalıdır. Tıp dışı uygulamalarda jilet,makas ve benzeri
kesici ve deri bütünlüğünü bozan aletler dezenfekte edilmeden
kullanılmamalıdır.HIV yayılımında IV madde kullanılır önemli bir risk
grubudur.İğne ve şırınga paylaşımına yol açan bu alışkanlığın tamamen terk
edilmesi sağlanmalıdır.
Anneden bebeğine
bulaşır.
Tüm bulaşmaların %3-5'i bu
yolla olmaktadır. HIV, hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik, doğum
veya emzirme sırasında bulaşabilir. HIV pozitif kadının doğuracağı çocuğa
HIV'ın geçme oranı %30 civarındadır. Gebe annenin tedavisi ile bu oran %7'ye
düşmektedir. Sütle geçme oranı fazla olmamakla birlikte, HIV pozitif
annelere emzirme önerilmez. Gebelik ve HIV ile ilgili bilgiler için AIDS
Danışma Merkezine başvurunuz.
PERİNATAL BULAŞMANIN
ÖNLENMESİ
Üreme çağındaki (15-49 yaş grubu) kadınlarda korunmanın iki kez
önemi vardır,hem annenin,hemde bebeğin korunması söz konusudur. Gebelik
öncesi yapılacak serolojik testler ile kadının sağlık durumunun belirlenmesi
uygun bir önlemdir.Yüksek riskli kadınlarla görüşülmeli ve HIV testi
önerilmelidir.
Enfekte olduğu
bilinen kadın için önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır.
HIV'in Bulaşmadığı
Durumlar Nelerdir?
- HIV günlük yaşamda, aynı odada bulunma,
aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz. HIV sağlam deriden
geçmez.
- Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı;
- El sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, yanaktan ve elden öpme;
- Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon;
- Tuvalet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam;
- Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması, kedi köpek ve diğer hayvanlarla
yaşamak, HIV'in bulaşmasına neden olmaz.
Anti-HIV Testi
Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?
HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için
özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle
saptanmasına Anti-HIV testi denir.Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle
ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi)
ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.
Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virusunun olduğunu gösterir.
Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu
nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için,
Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif
olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin
mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin
laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.
Danışmanlık Hizmeti
Nedir?
HIV bulaşması, AIDS hastalığı,
hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki
bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan
öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka
alınmalıdır.Danışmanlık
hizmeti özellikle riskli gruplara verilmelidir.
Bu riskli gruplar şunlardır:
* Homoseksüeller
* Biseksüeller
*Çok cinsel partnerli heteroseksüeller
*Damar içi uyuşturucu kullananlar
*HIV/AIDS insidensinin yüksek olduğu ülkelerden cinsel partneri olanlar
* Hijyen kurallarına uyulmadan yapılan tıbbi ve cerrahi girişimlere maruz
kalanlar
* Yukarıdaki gruplardan cinsel partneri olanlar
* HIV + anneler
* İş yaralanmalarına maruz kalan sağlık çalışanları
* Tecavüz veya cinsel istismara maruz kalan kişiler
* HIV/AIDS’li tüm hastalar
* HIV/AIDS’ten ruhsal olarak etkilenenler
* HIV/AIDS’lilerin aileleri
* HIV/AIDS’lilerin yakınları ve arkadaşları
* HIV/AIDS’lilerin çocukları
* HIV/AIDS’li kişilere karşı üzüntü duyanlardır.
HIV'in
Dezenfeksiyonu Yapılabilir mi?
Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte,
kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür.
Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının
bulaştığı eşyadaki HIV'in öldürülmesi:
* Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60 C°'de 30 dakika ısıtarak virus
öldürülür.
* Sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği HIV'i 10 dakika içinde öldürür.
Sodyumhipoklorid, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor
vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez)
sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu
bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla
bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.
* Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV'in yok edilmesi için önerilmeyen
bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları
öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.
Deri HIV'den
Nasıl Arındırılır?
Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar
gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile
temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su
ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik
ile temizlenmelidir.
TEDAVİ SORUNLARI
Tedavi: Boş bir
çaba mı?
Kesinlikle hayır. İlk tedavi
denemelerinin başladığı 1986'dan bu yana çok önemli gelişmeler kaydedildi.
1996 yılında AIDS‘ten ölüm oranında %21, 1997'de %44'lük bir düşüş gözlendi.
Bugün 20'ye yakın ilaç AIDS tedavisinde kullanılıyor.
Tedavi ile yaşam süresinin ve kalitesinin arttığı, fırsatçı
hastalıkların sıklığının azaldığı kanıtlandı. Ayrıca tedavi olanlarda
hastalığı başkalarına bulaştırma riskinin çok azaldığı gösterildi
Tedavi: Kimlere, ne
zaman?
HIV (+) olan herkes hemen tedavi
olmak zorunda değil. Tedavinin kimlere ve ne zaman başlanacağına karar
vermek için hastaya ait bazı faktörlere bakmak gerekiyor.
Hastalığın uzun yıllar süren bir belirtisiz dönemi, bunun ardından da bir
belirtili dönemi var. Hastalığa ait belirtiler varsa hemen tedavi
öneriliyor.
Belirtisiz dönemde ne zaman tedaviye başlanacağına karar vermek daha zor.
Bunun için hastanın kanındaki virus miktarına (viral yük-HIV RNA düzeyi) ve
hastanın bağışıklık durumuna (CD4+ T lenfosit sayısı) bakılıyor.
Hastanın kanında virus miktarı yüksek (HIV RNA 10 000-20 000'den
fazla) ve/veya bağışıklık durumu bozulmaya başlamışsa (CD4+ T lenfosit
sayısı 500'ün altında) tedavi öneriliyor. Böylece hastanın yaşam süresi
uzuyor ve yaşam kalitesi artıyor. Virüs miktarı yüksek değil ve bağışıklık
durumu iyi ise tedavi tartışmalı, çünkü hastalar uzun yıllar virüs
miktarları yükselmeden ve bağışıklık durumları bozulmadan yaşayabiliyorlar.
Bu durumda bazı doktorlar tedavi öneriyorlar, bazıları da tedavi
önermiyorlar ve hastayı belli aralıklarla izleyip, virüs miktarı yükselirse
veya bağışıklık durumunda bozulma görülürse o zaman tedavi vermeyi tercih
ediyorlar.
Ama ne olursa olsun hasta ile doktorun işbirliği şart. Her
durumda tedavi kararı hasta ile doktorun birlikte verecekleri bir karar ve
son sözü de doktor tarafından iyice aydınlatılmış hasta söylemeli.
Belirtisiz
hastalarda tedavi kararı neden bu kadar zor?
Tedavinin yararı çok fazla ama
dikensiz gül olduğu da söylenemez.
Her şeyden önce, tedaviye bir kere başlandığı zaman yaşam boyu devam etmek
gerek. Bırakılırsa ya da ara verilirse hastanın durumu kısa sürede eskisine
dönüyor.
Ayrıca tedavide çok sayıda ilaç kullanılıyor. Bu ilaçları belirli saatlerde
ve belirli koşullarda düzenli almak gerekiyor.
İlaçların yan etkileri de var. İlaçların kullanım süresi
uzadıkça yan etkilerin görülme sıklığı da artıyor. Ayrıca ilaçların
kullanımı sırasında bunlara direnç gelişme olasılığı var. Bu nedenle
ilaçların yan etkilerinin ve etkinliklerinin dikkatle izlenmesi, yan etkisi
fazla veya etkinliğini kaybetmiş ilaçların değiştirilmesi gerekli.
Bütün bunlardan başka ilaçlar çok pahalı ve aylık maliyeyi bir milyar TL'nin
üzerinde.
Sonuç olarak tedavi biraz karmaşık ve iyi bir tedavi için hasta ile doktorun
çok iyi diyalog içinde olmaları gerekiyor.
Fırsatçı
hastalıkların tedavisi:
HIV/AIDS tedavisi yalnızca virüse
karşı tedaviden ibaret değil. Hastalığın seyri sırasında bazen fırsatçı
hastalıklar ortaya çıkabilir. Bağışıklığı bozulmuş hastalarda bu
hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek için bazı önlemler alınıyor ve
ilaçlar kullanılıyor. Fırsatçı hastalıklar, zamanında farkına varılırsa,
genellikle tedavi edilebiliyor ve atlatılabiliyor. Virüse karşı ilaçların
doğru ve zamanında kullanılması ile de fırsatçı hastalıkların görülme
sıklığı azalıyor.
Türkiye'de tedavi
açısından durum ne?
HIV/AIDS ilaçlarının büyük
çoğunluğu Türkiye'de bulunuyor. Türkiye'de bulunan ilaçların sayısı ve cinsi
en etkili tedavi kombinasyonlarını uygulamak için yeterli.Yurtdışından ilaç
getirtmeye şimdilik gerek yok.
İlaçlar çok pahalı olmasına rağmen sosyal güvenlik şemsiyesi
altında olan kişiler (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) bunları parasız ya da
çok düşük ücretlerle elde edebiliyorlar. Sosyal güvencesi olmayanlar da
heyet raporu ile Sosyal Yardımlaşma Fonları'ndan ilaçlara ulaşabiliyor.
Türkiye'de HIV/AIDS'li hastalara tedavi hizmeti veren
merkezlerin sayısı giderek artıyor. Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere
Enfeksiyon Hastalıkları veya Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
Kliniği bulunan tıp fakülteleri, devlet hastaneleri ve SSK hastanelerinin
çoğunda bugün tedavi olmak mümkün.
Tedavi için mutlaka hastaneye yatmak gerekmiyor. İlaçlar ağız
yolu ile alınıyor ve belirtisiz hastalar ilaçlarını ayaktan
kullanabiliyorlar, belirli aralıklarla kontrollere gidiyorlar. Ancak
hastanın yatmasını gerektiren bir fırsatçı hastalık varsa hasta hastaneye
yatırılıyor ve iyileşince taburcu ediliyor.
HIV(+) hasta için
öneriler:
Belirtisiz dönemde bile
hastalık gizlice ilerleyebileceği ve tedavi gerektirebileceği için, HIV(+)
hastanın bir an önce çevresinde bulunan bir sağlık kuruluşuna başvurarak
hastalığının durumu hakkında bilgi almasında büyük yarar var.
İhbarı zorunlu bir hastalık olmasına rağmen, ihbarlar isim
belirtilmeden kod sistemi ile yapıldığı için, hastanın HIV(+) olduğunu
kendisi ve doktoru dışında istemediği taktirde kimse bilmeyecektir. Aksi
davranışlar Tıp Etiği'ne aykırıdır.
Tedavi uygulansın ya da uygulanması hastalığın seyrinin yaşam
boyu belli aralıklarla izlenmesi çok yararlı. Çünkü, kanda virüs miktarı
düşük, bağışıklık sistemi iyi olduğu için başlangıçta tedavi almayan bir
hastanın birkaç yıl sonra virüs miktarı yükselir ya da bağışıklık sisteminde
bozulma belirtileri başlarsa tedavi uygulanması gerekebilir.
Bunu başarmak da hasta ile doktorun sıkı bir diyalog ve
işbirliği içinde olmalarına bağlı. Bu nedenle, her hastanın belli bir merkez
ya da doktor tarafından izlenmesi, gerekli kayıt ve dosyaların tutulması
yararlı olur. Bu açıdan, sağlık hizmeti veren merkezin aynı şehirde ve
hastanın kolay ulaşabileceği bir yerde olması tercih edilir.
|